1. Bir ümidim yok. Bu sondu. Artık hiç bir şeyin değişmesine imkan yok, lüzum da yok.
  2. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.
  3. Bir arkadaş istiyorum. Benimle konuşmadan beni tamamen anlayacak, benimle karşı karşıya saatlerce hiç konuşmadan oturabilecek bir arkadaş.
  4. Sevgilinizin her şeyini verdiğini sandığınız anda, onun gerçekte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek… Bize en yakın mesafede olduğunu sandığımız anda aslında bize bütün mesafelerin ötesinde olduğunu kabul ederek yaşamak… Ne acı bir şey.
  5. İçimi dolduran hislerin bir gün birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum.
  6. Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın?
  7. Ah, reis bey, sevmek, hele benim gibi sevmek berbat bir şeydir.
  8. Yaşamak, doğanın en küçük kıpırtılarını hissederek, hayatın akışını sarsılmaz bir mantık ile seyrederek yaşamak; herkesten daha güçlü yaşadığını, bazen bir anın bir ömrü dolduracağını bilerek yaşamak… Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…
  9. Halbuki konuşmaya ne kadar muhtacım…
  10. Niçin karlı kış gecelerinde sessizce birlikte yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?
  11. Kim bilir… Belki başka bir dünyada başka kişiler olarak tekrar karşılaşırız ve belki gülüşerek birbirimize ellerimizi uzatırız…
  12. Bir an sustum, ona kafamın içinde o kadar söylenecek uçsuz bucaksız düşünceler olduğunu hissediyordum. Senelerce söylense bitmeyecek hisler.
  13. Bende de çok şey var ama akıl filan arama.
  14. Hayatın realiteye, menfaatlerine döndüğün zaman içinde ne şeytan kalacak ne peygamber… Vücudunun ve ruhunun ne kadar basit bir makine olduğunu öğren, istediklerini tayin et ve bunlara doğru azimle ilerlemeye başla… Göreceksin!
  15. İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım… Ama nasıl yaşayacağım! Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak! Ama ben dayanacağım… Şimdiye kadar olduğu gibi…
  16. Hayat dediğin başka nedir zaten? Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
  17. Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada, bizden bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.
  18. Fakat içimizde, bizim ‘ahlak’ tarafımızda hiçbir şekilde bizimle münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir ‘hesabi’ tarafımız vardı. Bu lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.
  19. Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka. Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
  20. Ne yaratacaksın? Yaratmak yoktan var etmektir. En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçmez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları şeklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret.
  21. İçimde, bir yolculukta tanışıp alıştığım, fakat pek çabuk ayrılmaya mecbur olduğum bir insana veda eder gibi bir his vardı. Artık bu sergiye ayak basmayacağımı biliyordum. İnsanlar, birbirlerinden hiçbir şey anlamayan insanlar, beni buradan da kaçırıyorlardı.
  22. Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakta kullanmış oluruz. Ben ne diye bu işi yapmıyorum diyeceksin! Demin söyledim ya, müthiş bir gevşeklik içindeyim. Üşeniyorum. Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum.
  23. Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak. Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…
  24. Düşün ki şuan da çehresini hatırlayamıyorum bile fakat hafızamdan daha derin bir yere onun bir taşa hakkedilmiş kadar keskin bir tasvirinin, akılların almayacağı kadar eski zamanlardan beri mevcut olduğuna eminim. Şu kalabalığın içine gözlerim kapalı olarak karışsam bir kuvvet beni muhakkak hiç şaşırtmadan doğru ona götürecektir.
  25. İnsan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. Kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın . Çünkü nedense hepimizde , maddi olsun manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır, bunu yapamazsak büsbütün çılgına döneriz. Mamafih insanlarda bu merak olmasa doktorlar açlıktan ölürlerdi.
  26. Bize ziyasını beş bin senede gönderen yıldızlar varken, en kabadayısı 50 sene sonra kütüphanelerde çürüyecek ve nihayet beş yüz sene sonra adı unutulacak eserler yazarak ebedi olmaya çalışmak yahut üç bin sene sonra, kolsuz bacaksız, bir müzede teşhir edilsin diye, ömrünü çamur yoğurmak ve mermere kalem savurmakla geçirmek bana pek akıllı işi gibi gelmiyor.
  27. Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim.
  28. Maria Puder bana bir ruhum bulunduğunu öğretmişti ve ben de onun, şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak, bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum. Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu.
  29. İçinizde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar her daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil içine kıymet verendir.
  30. Şu dünyanın da iyi tarafı vardır. Herhalde bize görmek nasip olmuyor diyor ve seni düşünüyordum.
  31. ”Ben garip bir kadınım… Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylerle tahammüle mecbur kalacaksınız… Çok manasız kaprislerim, birbirine uymaz saatlerim vardır… Kısacası arkadaş olduğum kimseler için pek rahatsız edici ve anlaşılmaz bir mahlûkum…”
  32. “Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir.”
  33. Bana yabancı bir gövde üstünde, her şeye yabancı bir baş olmuşum.
  34. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta karşılık bulacağını bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı mutlu edebilmek, kendini mutlu edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.
  35. Ben sana ancak yoldaş olabilirim, rehber değil. Ama yolu ikimiz de bilmiyorduk.
  36. “Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız.
  37. Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz? ‘ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…
  38. Derler ki:
    “Dünyada sevdasız yaşanmazmış”
    “Bir kalp gösterir misin bu ateşte yanmamış?”
    “Aşk öyle bir şeydir ki kimini sevindirir,”
    “Okşar bahtiyar eder, gözyaşını dindirir…”
    “Tabiatı tıpkı talih gibidir, yâr olmaz kimine de”
    “En samimi ateşle çırpınan bir sinede”
    “Kıyametler koparır, fırtınalar yaratır,”
    “Bazen bir demet güldür, bazen kanlı bir satır.”
    “Lâkin sevişmeyerek geçen ömür hederdir;”
    “Dünyada âşık olmak herkesin alın yazısıdır.”
  39. Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!.
  40. Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti…
  41. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.
  42. Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
  43. Halbuki en çok okuduğum bir kitabın, en çok okuduğum bir satırı bile bana bazen başka şeyler söyleyebilir…
  44. Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
  45. Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
  46. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.
  47. İnsanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
  48. Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş…
  49. Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin? Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim…
  50. …sevmek, hele benim gibi sevmek berbat bir şeydir. Hayatımda yalnız o vardı. Gözümü kapadığım zaman onu, açtığım zaman onu, uyuduğum zaman onu, uyandığım zaman onu görüyordum.
  51. İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama imkân yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım.
  52. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti.
  53. Yalnız bir şeye kızıyorum kardeşim: Bari bu hiçliği düşünemeyecek kadar aptal olsaydım. Kendimi bir şey zannedebilseydim. İnansaydım.
  54. Biliyor musunuz, hayatta verilen ve verilmeyen karar, bir tereddüt anı, insanın hayatı üzerinde ne uçsuz bucaksız sonuçlar doğurabiliyor.
  55. Neydi bu içinden çıkılmaz meseleler? Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler?
  56. Sahi biz seninle hiç dans etmedik değil mi?
  57. İnsan böyle dertli zamanlarında dert ortağı arar, hâlbuki o kaçacak yer arıyor.
  58. Biz de böyle zulmet(karanlık) içinde yolunu bekledik!
  59. “Perişan bir haldeydim. Fakat içimde kendimden bile sakladığım bir ümit vardı.”
  60. Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var beyefendi!
    Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var.
  61. İçimde onu kaybetmiş gibi değil, asıl şimdi bulmuş gibi bir his vardı.
  62. Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka hayatlarında var olduğunu, benim bir de ruhumun bulunduğunu öğrettin…
  63. Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Makinenin bozuk yerini hemen söküp atmak gerekir! En güçlü gördüklerimizin bile bazen ne kadar zayıf anları, istediklerini yapmaya güçleri kudretleri olmadıklarını nasıl inkâr edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha kötü yahut daha iyi yapamaz!
  64. Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta…
  65. İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.
  66. Acılar kalbimi nasırlaştırdı ve kalbim, her zaman üzerine basılan bir nasır gibi sızlıyor. Yalnız ben artık bağırmıyorum, bağıramıyorum.
  67. Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.
  68. Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkasını bu kadar zavallı görmeye hakkımız yoktur.